TABABET, BASIN, HUKUK VE REKLAM


Geçtiğimiz 1 Aralık 2018 tarihinde iki televizyon kanalında "amniyotik band unutulması" ve "insan hayatına mal olan doktor hatası"na dair asılsız bir haber tüm meslektaşlarımızı üzmüştür.

Burada tüm hekim arkadaşlarımın yazılı ve görsel medyada, halkı bilgilendirmeye yönelik tıp programlarına kendi isimlerini duyurma adına gittikçe daha heveskâr bir şekilde yer alma gayretkeşliklerinin bugünlere gelmemizdeki katkısı göz ardı edilmemelidir. İnsan hekim de olsa zaafları peşini bırakmaz. Beğenilme ve toplum tarafından taltif edilme isteği ve tabbi ki çok para kazanma arzusu her meslek gibi hekimlerin de peşini bırakmayan olumsuz duygulardır. Bu duyguların temelinde saygın bir birey olma kaygısı yatar. Bu saygınlığın, ancak insanın elde ettiği unvanlar ve parasal güç ile sağlanmaya çalışıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle hekimlik bu durumdan en çok nasibini alan meslektir. Bugün hala, aileler orta öğretim yıllarından beri para kazansın-saygın olsun-statüsü ile kendini kabul ettirsin diye çocuklarını tıp fakültesi okumaya yönlendiriyor ve hatta zorluyor. Hedef para ve saygınlık olunca insan hayatı ile doğrudan ilişkisi olduğu düşünülen hekimlik kolayca hedef tahtası oluyor. Bir de buna hekim olan kişinin insanî zaafları eklenince hekim-toplum çatışması hizmetin her alanında belirginleşiyor. Tabii siyaset bunu popülist politikalar ile de ustaca kullanınca ortaya son derece ironik bir durum çıkmaktadır. Maalesef hekimlerimizin bir çoğunda "bilginin paraya dönüşmesi" başarı kriteri olarak algılanmaktadır. Bu hekimlik dışındaki mesleklerde aslında çok daha belirgin. Inşaat sektörü, hukuk ve hatta öğretmenlik hemen akla gelen bir kaç meslek dalıdır. Ancak hekimlik ta baştan "doktor çok kazanır" hükmüyle yola çıkarılan hatta formatlanan hizmete ve bilime değil paraya yönlenen zaaflarını parlatan bireylerin elinde dejenere olmaya devam edecektir. Düşünün bir defa yıllarca neden doçent ve profesör olmak peşinde koştu doktorlar...Amaç bilim mi yoksa para mıydı? Doçentlik sınavları özellikle 1980 sonrası siyasal rant uğruna gittikçe kolaylaşarak en sonunda kaldırıldı. Bugün doçent olmak için sınava bile gerek yok artık. Rahmetli hocam Prof.Dr.Hüsnü GÖKSEL, tıp bir bilim, bir zanaat ve bir sanattır derdi. Her üçünün simgesi olan beyaz önlük ise günümüzde ne kadar temiz kalabildi bunu iyi sorgulamak gerekir.

Sosyal medyanın son zamanlarda bir çok hekim tarafından (özellikle özel sektör), bilhassa rant getirdiği düşünülen ameliyat türlerinde (obezite, metabolik cerrahi başta olmak üzere, meme endokrin cerrahisi vb) birbiriyle yarışırcasına kimi görseller de (çıkartılan organların resimleri, doğan bebeklerin doğum anı fotoğrafları vb) kullanılarak hasta portföyü oluşturma amacıyla kullanıldığını da üzülerek görmekteyiz.

Endikasyonları tartışmalı ve uzun dönem sonuçları henüz tam olarak belli olmamış ameliyatların bizzat meslektaşlarımız tarafından umarsızca ve hırsla kullanılması mesleğimizin itibarını zedelediği gibi yukarıdaki bahsi geçen tarz haberlere ve yapılış şekline de müdahalemizi ve bu haberler ile mücadelemizi güçleştirmektedir.

Defalarca ifade etmeye çalışmama rağmen guyâ başarılı olduklarını göstermek için hastalarınn fotoğraflarını "ameliyat öncesi-sonrası" diyerek sosyal medyada paylaşmak ne meslek etiğine ne de kişisel ahlaka sığmamaktadır. Maalesef, kimi jinekolojik ve genel cerrahi disiplini dahilindeki ameliyatların sosyal medyadaki paylaşımlarının bir çılgınlık halini aldığını, hasta mahremiyetinin de bizzat rant uğruna hekimler tarafından çiğnendiğini üzülerek görmekteyiz.

Öte yandan yukarıda bahse konu olan haberin yapılma şeklinin de hasta mahremiyeti ve özel hayatın gizliliği bağlamında düşünüldüğünde ilgili televizyon kanalı-haber kaynakları ve servis edenlerin dahil edilmesinin gerektiği, behemehal çözülmesi zorunlu hukuksal bir sorunun olduğu aşikardır.

Üzülerek söylemeliyiz ki, hekimlik mesleği uygulamaları ön görülemeyen sonuçlar ile doludur. Bu öngörülemeyen sonuçlar hakkında hastaların ve yakınlarının bilgilendirilmesinin, tıbbî kötü uygulamalara dair iddialar karşısında hekimi ne denli güçlü kıldığı şüphelidir. Fikir, inanç ve hareket hürriyeti konusunda farkındalık düzeyi tartışılır olan pragmatik toplumlarda yazılı-görsel-sosyal medya üzerinden duygulanımları harekete geçirerek hiç bir hukuk-tıp-basın mensubunun maddi ve manevi çıkar sağlamasına müsaade edilmemesi gerekir. Bunun için yasal düzenlemeler tekrar yapılmalı yaparken de toplumsal ve siyasal pragmatizmin ahlaki umdelerinin opportunizmin esnekliğine tabi olduğu unutulmamalıdır.

Bahusus her ne suretle olursa olsun hekimlik uygulamaları ve hekim başlayışları ile ilgili özel/kamu/vakıf müesseselerine ait reklamı çağrıştıracak her türlü uygulama ,eylem ve söylem (belediyelere ait reklam panolarında vb) tıbbi deontoloji ilkelerine aykırı olup men edilmeli muhatapları da (reklam yapan da yaptıran da dahil) cezalandırılmalıdır. Unutmayalım biz hekimler dertlere deva olmak, göz yaşı silmek için varız. Bilimsel bilgimiz, zanaatimiz ve sanatımızın saygınlığını ve beyaz önlüğümüzün temizliğini korumamız için önce gölgemizi tanımalıyız.

Saygılarımla


Dr.Mahmut C.YAĞMURDUR


1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör