TÜRK DEVRİMİNİN ÖZGÜNLÜĞÜ VE MEDENİYETE DAİR...


Dün Medeni Kanun'un Kabul edildiği 4 Ekim 1926 tarihinin 94.Yıldönümü idi. Medeni Kanun'un kabulü, Türk Devrimi'nin hukuk alanında gerçekleştirdiği idrâki zorunlu en derin boyutudur. Bu konuyla ilgili olarak üç önemli ekseni değerlendirmeden bu derinliğin idrâk edilmesi olanaksızdır. Bunlardan ilki İslam Dini'nin seküler karakteri, diğeri hukukun pratik tanımı, üçüncüsü ise laiklik olgusunun hukuksal boyutudur.

Bu üç konu,Tanzimat-Meşrutiyet-Cumhuriyet sürecinde gördüğümüz düşünce akımlarının yarattığı kırılma çizgilerine Ulus-Devlet bağlamında bir çözüm arayışını zorunlu kılmıştır.

Islam Dini, Hristiyanlıktan farklı olarak seküler karakterlidir. Dünyevî anlamda bir çok düzenleme Kur'an Ayetleri ile Semavî yani vahyi akla dayandırılarak yapılmıştır. Kadınların toplumsal konumu, evlilik hukuku, boşanma ve miras ile ilgili konular, câriyelik kavramı hep kaynağı vahyi akıl/ayetler olan seküler/dünyevî konulardır. Bu anlamda İslam Dini, İslam Devleti'nde Islam Hukuku'nun doğrudan takipçisidir. Zira Tin suresinde de kuvvetle vurgulandığı üzere "eleysallahû ahkem-ul hakimiyn" yani hüküm Allah'a aittir. Bu muhayyel ve varsayımsal çıkış noktası Hristiyanlığın yine sanal "Göksel Krallık" olgusundan pek çok konuda farklıdır. Bu açıdan bakıldığında İslam Dini seküler yani dünyevî alana doğrudan müdahale eder, doğası gereği de laik olamaz. Fıkıh kavramının tesisi ve mezhebî ayrışmaların temelinde de Arap-İslam yayılması sonrası bölgesel kavmî geleneklerin de dine adapte edilmesi gayreti yatar. Laiklik ise seküler olmanın üzerinde, dünyevî olanı da evrensel genel geçerliği olan ve kaynağını insan aklından alan düzenlemeleri esas alır. Bu nedenle Islam-Osmanlı geleneği İngiliz-Amerikan ve en nihayet Fransız devrimlerinin bir sonucu olan laiklik ile hep çatışma durumunu yaşamıştır. Her şeyden önce kafasındaki kavram kargaşalarını, ona ruhsal huzur sağladığını varsaydığı dogmaları nedeniyle tartışmaktan kaçınan ortadoğu coğrafyasında laiklik dinsizlik olarak tanıtılmıştır.

Hukuk bireyler arasındaki ilişkileri dinsel kurallara göre düzenler ise bunun adı dinsel hukuk olur. Örneğin, burada İslam dininin kuralları esas alınırsa bunun adı İslam Hukuku olacaktır. Hukuk uygulaması da Devlet erki elinde olursa o devlet İslam Devleti olacaktır. Medeni hukuk konusunda poligami/çok eşlilik ekseninde peygamberin sünneti de ileri sürülerek yaratılmaya çalışılan tartışma ortamında kimi provokatörleri kimin görevlendirdiği son derece önem taşımaktadır. Burada anlaşılması zorunlu olan Türk Medeni Hukuku'nun o tarihe dek laiklik temelli yukarıda bahsettiğim evrensel genel geçerli aklî temellere dayanmış olmasıdır. Bir anlamda1912 de kabul edilen laik temelli İsviçre medeni kanunun esas alınmasının nedeni budur. Evrensel etik ilkeler her türlü dinsel ve mezhepsel düzenlemenin üzerindedir. Dinsel mezhepsel uygulamalar ve millî olmak konusundaki dayatmalar ile birlikte olabilir ki "hukuksal dinî/millî gelenekçilik" bu konuda çağdaş hukuksal düzenlemelerin evrensel normlara göre yapılmasına engeldir. Zira gelenek hangi alanda millî hangi alanda dinî olacaktır ayırdetmek zordur. Ulusal olmak ve ulus-devlete sahip çıkmak bir bireysel aydınlanma sorunsalıdır. Bu konuda yerli ve millî söylemi ile telkin edilmeye çalışılan dinî/millî olmaktır (Millî Görüş, İbrahim Halilullah Milleti, Millet-i Osmanî, Hars ve Medeniyet). Görülmektedir ki "Millî" olmak bir dinsel ideali ihtiva eder, "ulusal ve ulus" kavramları ise bunların üzerindedir. Türk olmak ve doğru olmak bunu gerektirir. Bu öyle bir medeniyet ışığı talebidir ki, etnosentrik ve din merkezli olamaz. Ulusal kültürün soyut ve somut bileşenlerini "Yurt sevgisi, Yurt birliği, Yurttaşlık bilinci" ile harmanlayan dünya üzerindeki hiç bir ideolojik kalıba sığmayacak vatan ve bayrak sevgisini bu anlamda telakki eden yüce bir insanlık ve devrim ülküsüdür.

Saygı ve sevgilerimle

Dr.M.C.YAĞMURDUR

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör