NİÇİN? NASIL?

Bu iki soru arasında varlığını ve doğayı sorgulayan insan, varlığın esrârına simgesel düşünceye başvurmak suretiyle hep yanıt aramaya devam etmekte. En büyük korkusu olan ölüme çare bulamasa da geliştirdiği imgeleri ile onu yenme ümidini yaşatmaya çalışıyor. Hem din kavramı hem bilim olgusu ile kendince çözümler aramaya gayret etmekte. İlginçtir bunu yaparken hem dinsel hem bilimsel düşünce simgesel yöntemleri kullanır. Ancak dinsel simgecilik daima belirli bir inanç alanında ve nihaî olduğu kabul edilen değişmezlikler ile kendini tekrarlar. Yani steriotipik tinsel bir simgecilik ve telkin edilen ahlaken içi boşaltılmış simgeselcilik...Bunun yanında yine simgesel düşünceyi kullanan bilim de metodolojik disiplini içinde pozitivizme ya da ampirizme başvursa da rasyonalizmin etkisiyle ya salt tarihselci ya da salt bilimselci olabiliyor. Bu arayış içinde çoklukla mistik çevrelerde, dün olduğu gibi bugün de psikedelik maddeler bu bağlamda gündeme gelebiliyor. Özellikle varlığın esrarını arama iddiasında olan kimi gruplar, bilimin nasıl? sorusuna yanıt arayan zahmetli yolunda, sentetik ve deneysel akılcı yöntemler kullanmasının zorluğuna inat kendi hakikat mevhumlarına kolay yoldan ulaşmak adına psikodelik maddelere başvurmaktan kaçınmıyorlar. Bu, yüzyıllar boyunca vardı ve hala da var. Halusinojen maddelerin yarattığı sanal gerçekliği severek bu yolda ömrünü tüketen kişiler maalesef başka bir çok hayatı da mahvetmişlerdir. Emperyalizm ise doğudaki mistik kibri ve saplantıyı bu tür maddeleri el altından teşvik ederek sözde tarikat vb yapıları içinde maharetle kullanmayı başarmıştır. Bugün bile kimi DMT salınımı gibi evrensel bütünleşiklik hissi yaratan limbik sistem uyarıcılarının zararsızlığına kendini kaptıran kişi ve gruplar masum insanlara zarar vermeye devam ediyor. Oysa ki insan sadece bilimsel yöntemler ile aklını, deneyimleriyle harmanlasa sonsuz ilhamlar onu ahlaken yüceltecektir.

Dr.M.C.YAĞMURDUR

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör