KUŞATMA VE SEBEP

Bireysel ve vicdanî bağlamda realitesi tartışılmaz olan "Din" olgusu ile kimlik kazanmaya çalışmak ve bu sayede ötekileştirmek ve böylece düşman ilan ettiklerine karşı varlığını sürdürmek gayreti, konar-göçer toplulukların pragmatizmine mahsustur. Bu toplumsal psikolojik durum, yönetsel anlamda siyasal kurgu yaparken dinsel ögelerin senkretik bir yapıda ön planda kullanılma gayretini de beraberinde getirir ki bu zorlama geçtiğimiz yüzyılda üç büyük monarşinin tarihe karışmasıyla sonuçlanmıştır. Bu asra kalan tek emperyal monarşinin ise UK olması ayrı bir tartışma konusu olup Akdeniz'in bu gerginliğinde sessiz "-miş" gibi durması yanıltmamalıdır. Daha ilginci coğrafyanın ya da siyasal konjonktürün tazyiki altındaki "konar-göçer pragmatik" toplumlarda "yurt" kavramı geç teşekkül edebilir ve ulus bilincinin eksikliği savunma reflekslerini azaltır ki ulusal bilincin teşekkül sürecinin hızlanması bu yurttaşlık ve ulus bilincini yüceltecek pasyoner liderleri gerektirir. Din olgusu, yurdu korumak kaygısını, daima "inancı" korumak adına insan evriminin en karanlık ve primitif gerçeği olan sağkalımsal korkuları gidermek için ihmal ve gözardı eder. Bu nedenle özellikle, salt bir vaad olan cennet ütopyası ile bireysel ve vicdanî karakterli Din olgusunu, yurdu korumak için yüceltmeye kalkmak ve birleştirici unsur olarak görmek "iman için ölüm ve cennet" vaadleriyle tetiklenmiş şuursuz kitleleri yaratır ki kâr edilen tek şey bir cennet hayali ile dayatılan distopia içinde insan kaynaklarınızın tüketilmesidir. En az üç asırdır bu yüce ulus, maalesef salt din eksenli politikalar ile kaynaklarını feda etmekte, Hristiyanlık karşısında Roma ve onun devamı olduğunu iddia eden Carolingen hanedan ile başlayan Ottonian hanedan ile yükselen Hohenstauffen hanedan ile Haçlı Seferlerine imza atan ve diğer Kutsal Roma Germen İmparatorluk kültlerinin de girdiği acı getiren yollarda onların din temelli kötü deneyimlerinin hatasını tekrarlamaktadır. Türk Ulusu, "Millet-i Osmanî kavramından Ulus Devlete" evrilme sürecinde, üzülerek görülmektedir ki, bir yandan da Slav azgınlığı ve Anglo-Norman emperyalizminin kendi çıkarları doğrultusunda dayattığı "-miş gibilik esaslı din ve mistisizm" ile bu güçlerin kimi zaman psikotroph maddeler ile de desteklediği "tarikat görünümlü cemaat"lerin de etkisiyle dünyadaki hak ettiği yerini alamamaktadır. Unutmayalım ki sizi yok etmek isteyenler zaaflarınıza ve kültürel kırılma noktalarınıza sizden daha çok vâkıftır. Türk Ulusu gelecekte var olmak istiyorsa zaaflarını iyi bilmek kendi gerçeğini tanımak mecburiyetindedir. Aksi takdirde -miş gibilik esaslı samimiyetsiz sağ veya sol siyasetçilerin doğrultusundaki zihinsel ve vicdanî esaret sürüp gidecek, esaretten kurtulmak için ise ağır bedeller ödemeye devam edecektir. Yüce Türk Ulusu bir an evvel bu afyon sarhoşluğundan kurtulmak asırlardan beri kendisini bu noktaya getiren sebepleri ve öz zaaflarını tek tek masaya yatırarak Aziz Atatürk'ün yaptığı gibi populizmden uzak bir şekilde onları cesaretle izâle etmek mecburiyetindedir.

Dr.M.C.YAĞMURDUR

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör