Konformizm İle İlişkisi Bakımından Tarikat Kavramı



Kelime anlamı olarak "izlenen yol" demek olan tarikat, sufi düşüncesinin kurumsal hale getirilmeye çalışılması sonucu ortaya çıkmış inanç ve ahlak okullarının genel adıdır. Kanaatimce, daha sınırlı anlamda kurumsal İslam Dini'nin içinde özellikle X.yy'dan itibaren teşekkül etmeye başlamıştır. Tanrı'nın dünyevî hayata her bakımdan müdahil olduğu, bu anlamda özel mülkiyeti reddeden ve dünyevîliği nedeniyle de seküler-pragmatik karakterli kurumsal İslam Dini, Arap Devleti genişledikçe farklı coğrafyalarda, farklı kavimlere egemenliğini kabul ettirmek zorundaydı. Bu nedenle özellikle önce Başkentini değiştirdi. Doğu Roma'nın monofizit figürleri başta olmak üzere, "stylite"ler, Bardeceanus düşüncesi, Neoplatonizm, Stoist ahlak vb ile mücessem gnostisizm olgusu ile tanıştı. Çoklukla en önemli ekonomik kaygısı, ganimet elde etmek ve emtia değişiminin sağladığı yüksek kâr marjı ile tahakkümünü sürdürmek ve Arap yarımadası kuzey ve güneyi ile Kafkasya'dan denetlenen ticaret yollarının kontrol etmek olan Arap devleti baskın senkretik, pragmatik egemenlik politikasını, özellikle daha kadim gnostik sistemlerin olduğu Horasan ve Harezm bölgesinde kılıç-kırbaç üzerinden yürüttü. Bunun en önemli simgesi çok sayıda mescit inşâ etmek idi. Muhammedî geleneğe aykırı olarak Roma "Timeon"larını kopyalayan iddialı camilerini, "Stylites"lerden öykündükleri minarelerini tahakkümlerinin bir tezahürü olarak saydılar. Böyle durumlarda, bir tepki olarak merkezden uzak egemenlik bölgelerinde, müslümanlığı kabul etmiş gözüküp vergiden muaf olmak kaygısı gnostik öğretilerden beslenen örgütlü reaksiyonlar ilk tarikat örneklerini kaçınılmaz kıldı. Kanımca bu açıdan bakıldığında perifer ile merkezî erk arasında kurulan konformist ilişki tarikat enstrumanı ile oldu. Bu durum Osmanlı Devleti'nde XV.yy da devletin heterodoks grupları ve onların vakfiyelerini kontrol etmek için "gnostik" örgütleri çeşitli isimler altında tarikatler olarak örgütlemesi ile iyice belirgin hale gelmiştir. XIX.yy'da II.Mahmut'un merkezîleşme gayreti ile bu durum seküler Osmanlı sisteminde daha baskındır. 1826 tarihinde Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sonrasındaki süreçte, oluşturulan "Evkâf-ı Hümayun ve Meclis-i Meşayih" kimi konformist tarikat yapılarını daha da güçlendirmiştir. Bu nedenle "Lâik" Türkiye Cumhuriyeti Tekâya ve Zevâya kanunu ile birlikte Şer'iyye ve Evkâf Vekâletinin lağvedilmesini öngörmüştür. Artık tarihe mal olmuş, operatif devrini tamamlamış, gnostisizmden uzaklaşarak-politik ve konformist tavırlar ile siyaset ve devlet ile iç içe olmuş tarikat yapılarında israr ederek mürşitlik, dervişlik, şeyhlik iddiasında bulunmak her şeyden önce irfanî öğretilerin mümessili olmuş , tarikat kurma iddiasında olmamış tarihî şahsiyetlere bühtan etmektir. Kaldı ki küreselleşmenin sınır tanımadığı, bilgi-iletişim çağında, yapay zekânın ve "cyborg"ların konuşulduğu bir devirde tarikatleri operatif değil spekülatif bağlamda tarihsel-kültürel planda ele almak gerektiği kanaatindeyim.

Bugün Türkiye Cumhuriyet Devleti'nde kimi tarikat müddeîlerinin kendilerini ister konformist ister non-conformist nitelesinler, intikam ve adalet duygularının yüksek sesli dile getirilmesi, din figürleri kullanılmak suretiyle rasyonalize edilerek gerçekleşmektedir. Bu aslında salt bireysel kinlerinin konformist ve non-konformist bağlamda "kendi" adaletini gerçekleştirme güdülenmesi gibi gözükmektedir. Bu gruplar, güdülenmelerinde, tabiidir ki müesses din olgusunu kullanmayı tercih ederler. Çünkü intikama dair bireysel vehimlerini ilahi adalet söylemleri ile güçlendirmek isteyeceklerdir. Bu anlamda sosyal sorunlara sözde adalet bağlamında fundamentalist ve neosufist örtülü çözümler üretme kaygısı içi boş, gnostik kadim öğretilerden uzak, tasavvufî iddiadaki söylemleri ile beslenen cemaat yapılanmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Edeb denilen kavram bir "gnosis=irfan" meselesidir. Din, nasıl bireysel ve temiz vicdanlarda kurumsal dayatmalardan ayrı olarak yer almalı ise, kimse de Edeb telkinin de bulunmamalı muvaffakiyyeti "eyvallahsız" olarak önce kendinde sağlamaya gayret etmelidir.

Sözüm kendimedir...


Dr.M.C.YAĞMURDUR

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör