ANADOLU KÖPRÜSÜNDEN KİMLER GELDİ GEÇTİ?





Araplar her zaman Anadolu ile yakından ilgilenmişlerdir. Anadolu coğrafyasının, ister Bizans ister Sasani devrinde siyasal yönden zaaf içinde olduğu dönemlerde Araplar bu boşluğu siyasal olarak doldurmak üzere oldukça "toxic" bir tarzda hareket etmişlerdir. Aslında çıkışı itibariyle siyasal ve seküler olduğu konusunu vurgulamak zorunda olduğumuz İslam kültürünün Greko-Semitik kökenleri iyi irdelenmeden bu dinin Arap uygarlık yayılmacılığının enstrümanı olarak neden rahatlıkla kullanılabildiğini anlamak zordur. Sudan ve Yemen dahil Greko-Semitik etki altındaki Ortadoğu coğrafyasında ve Arabistan yarımadasında Araplar hiç bir zaman homojen bir yapı oluşturmamışlardır. Özellikle Gassianid Arapları Roma döneminde Balkanlar ve Trakyada Bizans İmparatoru'nun ordusunda paralı asker idiler. Sasani ordusunda yine Lahmi Araplarının bu defa Bizans ordusuna karşı Arabistan yarımadasının doğusunda İslam öncesi dönemde savaştırıldıkları tartışma götürmez. Bu bağlamda Anadoluyu uzun yıllar tanıyor oldukları bir gerçektir. Bugün Anadolu'da bulunan bir çok sahabe mezarı, (örneğin Ebu Eyüb Halid bin Zeyd el ensarî türbesi vb.) daha sonra Anadoluyu işgal eden Arap komutanlara aittir. Bunlar Anadolu Türkleri tarafından daha sonra kült merkezleri haline getirilmiştir. Muaviye bin Ebu Süfyan zamanında ön akdenizde Bizans donanmasını Zât-tü'süvari savaşında yenerek Mısırdaki Bizans hegemonyasına son verdikleri unutulmamalıdır. Defalarca Bizansta bulunmuşlar Kapıdağ da Üsküdar'da askeri birliklerini konuçlandırmışlardır. Abbasilerin, Harun Reşid'in zamanında defalarca Kapadokya bölgesine akınlar yapmış oldukları gayet iyi bilinir. O halde, şimdilerde, Anadolu'da ekonomik ve sosyal gidişatın sorunları ve siyasal otoritenin zaafı ne denlidir ki Araplar bu coğrafyaya yerleşiyor diye konuya bakmak gerekir. Günümüzde, küresel sermayenin politikaları ve Arap taşeronlar üzerinden manipülasyonlar yapıldığı konusu, önceden planlanarak son derece uygun bir ortamda aziz vatanımızda "neşvenümâ" bulmaktadır. Ezanların bile Arap edâsı ile okunması, çocuklara verilen isimler, giyim kuşam tarzı hep arabesk müzikle başlayıp muhafazakarlık mukaddesatçılık adı altında "toxic" bir kültürün galebe çalmasından başka bir olgu değildir. Siyasal konjonktür devam ederse Anadolu Federal Islam Cumhuriyeti'nde Türkler geçmişte olduğu gibi üçüncü sınıf konumlarına döneceklerdir. Ham-Sam-Yafes'in hikayesi devam ediyor gibidir adeta. Tigristen Hellaspontus'a Anadolu bir köprü, eşkin at misali, çok binicisi oldu. Kimler geldi kimler geçti, uyanık ve dikkatli olmayan biniciyi sırtından atar, Tuna boyları, Kafkasya Dağları ve Kırım ise anahtar idi...

Saygılarımla

Dr.M.C.YAĞMURDUR

1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör